amanda

Merhaba

Benim adım Raşidiye. Ön bacaklarımda hastalık var, hastalığımın adı raşidizmmiş. Sanırım ilk sahibim hastalandım diye attı beni sokağa. Av köpeğiyim ya, artık işine yaramazmışım.

Sokaklar kötüydü zordu işte. Yemek bulmak zor, insanlara yakalanmayacaksın, başka köpeklere kaptırmayacaksın. Eee, boyum da kısa, öyle her köpekle başa çıkamıyorum. Sokak köpekleri de seçmece mi nedir hep uzun boylular, zayıf, şişman ama uzun! Kendim gibi kısa veya kendimden kısasını çok az gördüm. Yani kompleks yapıyorum falan sanmayın ama oole! :)

Konuyu dağıtmayalım, neyse... Bir gün yine sokaklarda işsiz güçsüz dolanırken Belediye aracı geldi buldu beni. Hey Allah'ım, ne korkunç bir gündü. Kâbus gibiydi. Aldılar beni araca, adı 'barınak' mıymış neymiş, o korkunç hapishaneye götürdüler. Yemin ederim alaca karanlık kusağıydı orası. Ay yüzlerce köpek, her koğuşta 8-10 tane. Hiç doğru düzgün dışarı çıkılmıyor. O koğuşlarda hayat geçiyor. Günde bir kez gelip tazyikli suyla koğuşlar sen içindeyken yıkanıyor. Bir köşeye kaçıyorsun, sonra ıslak yerlere yatıyorsun. Yemek günde bir kez çıkıyor. Geniş kaplarda, her koğuşa 1-2 kap konuyor. Ay ben sokaktakilerle başa çıkamazken buradakilerle nasıl başa çıkayım?

Her koğuşun resmen bir 'ağa'sı var. Önce o yiyor. Besililer önce doyacak, onların karnı doyduğunda eğer ki kalmışsa sen de yiyeceksin. Çok zayıf kalırsan da ve hastaysan sana saldırıp parçalamaya çalışırlarmış, bir kişi eksilsin de daha çok yesinler diye... Görevli abiler, gönüllü ablalar hep yardıma koşuyor ama o kadar çok koğuşla başa çıkmaları o kadar imkânsız ki. Kendi kendime ilk şöyle dedim: "Tamam kızım, senin işin bitti!"

Neyse hamileyim diye beni revir denen hiç güneş görmeyen, havalandırma diye açılmış minicik camları olan o yere koydular. Sonradan öğrendiğime göre her revir bölmesine dışa açılan bi küçücük bahçe yapılmış. Benim zamanımda öyle değildi tabi, şimdikiler daha şanslı. Ben zaten bu strese dayanamayıp bebeklerimin çoğunu doğumda kaybettim. Sonra bana başka başka yavrular getirdiler. Kiminin annesine araba çarpmış, kimininki sokakta ölmüş, bir yığın yavrucak. Tabii ki onları da evlât edindim.

Bir ara nasıl komik görünüyordum bilemezsiniz. Üstümde belki 10 tane yavru cock cock emiyorlar beni, hiçbiri bana benzemediği gibi, birbirine de benzemiyor. Ama olmadı, onları da yaşatamadım, çok mikrop vardı oralarda. Ööle yeni doğmuş yavruların pek şansı olmuyordu. O zamanlar yavruların alındığı metal kafesler vardı, çok mikrop tutuyordu. Şimdi orası da yıkılıp baştan yapıldı, artık temizleniyor bölmeleri.

Barınakta bana isim de koymuşlardı. 'Raşidiye', raşidizmden gelirmiş...

Sonra beni de bir koğuşa aldılar. Ama buradakiler hepsi benim gibi kısa boylu, iyi huyluydular. mümkün olduğunca böyle yerleştirilirmiş köpekler koğuşlara.

Gönüllülerden Özgün abla beni çok sevmişti. "Ah ben sana hiç kıyamam annem. Sen nasıl iyi kalplisin?" diye beni sevip sevip gidiyordu. "Ulen madem o kadar iyi kalpliyim, iyiyim, beni niye götürmüyorsun yanında?" diye her gittiğinde arkasından söyleniyordum. Ama bunun psikopat bir köpeği varmış, sonra bir geldiğinde anlattı anladığımı anlamadan, hiçbir köpeği istemezmiş evde, yavruyu bile. Çok kıskanırmış herkesleri. E köpek akıllı, tabi istemes! :) Özgün abla bir gün geldi, resimlerimi çekti. Konuşurlarken duydum "Bunları internette yayınlayacağız. Belki birkaçına yuva buluruz bu yolla. İnşallah işe yarar" diyordu Saadet ablaya.

Ben o ne ki ne diye düşünürken bizim koğuşta eskiden evinde sahibi internet delisi olan bir arkadaşım anlattı bana internetin ne olduğunu. Ay bunlar resimleri oraya koyunca dünyanın öbür ucunda bile görülürmüş. Gitmediği ülke, girmediği delik yokmuş bu internetin. Ayol, dünyanın öbür ucunda görünsem ne olacak, bana ne fayda? Bu Özgün abla da çok hayalperest canım dedim kendi kendime... İnsanlar bizi sokaklara atıyor, insanlar bizi buralara kapıyor, insanlar bizler yokmuşuz gibi davranıyor, şimdi o insanlar benim resmimi görüp mü sevecek Allah aşkına? Canlısını sevmemişler de resimini sevecekler. Hadi yaaa? Çok güldüm ben buna çooook...

Ama Özgün abla beni utandırdı valla. Burcu annem beni taaaa Amerika'larda görüp beğenmiş resimimden biliyor musunuz? Veeeeeee bilin bakalım noldu, beni aldı, beni sahiplendi, beni alıp buralara Amerikalara getirdi. Gerçek valla. İnanmazsanız Özgün ablama sorun.

Yaaaa, biliyorum olacak şey değil. Ben de ilk geldiğimde herhalde rüya bu, öldüm burası da cennet falan dedim de, sonra baktım Burcu annem de yanımda, Okan babam da, e Molly de var, tombiş de... Ve Robin. Hep beraber ölüp bahçeli bir eve yerleşmiş olamayız di mi? Demek ki burası gerçekkk!!! :))

Ben bu mektubu size Amerika'dan yazıyorum. Yaaaaa! :)

Ve artık benim bir doğru düzgün adım var: "Amanda"

Bundan sonra şu komik Raşidiye adını duymak istemiyorum. Merak etmeyin hastalığımın yeterince farkındayım zaten, ama bana hiç komik gelmiyor yani. Yani bize isim falan takarken bizim nasıl hissedeceğimizi de düşünseniz olmaz mı? Çok tek taraflı bakıyorsunuz, çoookkkk.

Çok uzun yazdım valla, şu internet mi ne, hani dünya harikası şeyle göndericem bu mektubu size.

Hadi kalın sağlıcakla...

Amanda, Wayne, 15 Kasım 2003

 

Kalpten Kaleme diğer yazılar için tıklayın