ATIL

Şubat ayının ilk haftasıydı.Yarı yıl tatiline gireli üç dört gün olmuştu.Yılın en soğuk günlerini yaşıyorduk.Gece başlayan kar, yarım metreyi geçmişti.Üstelik sert bir poyraz esiyor,yağan karı tipiye dönüştürüyordu.

Babam, kötü havaya karşın köyün diğer erkekleri gibi kahveye gitmişti.Annem,ağabeyim ve kardeşim Münir’le sobanın başından ayrılmıyorduk.Koyunlara yem vermek için  evimizin hemen bitişiğindeki ağıla kadar gidip gelen annem, eli yüzü mosmor döndü:

-        Çocuklar sakın dışarı çıkmayın.Dışarıda hava buz kesiyor.Allah odunu kömürü olmayan fukaralara acısın,dedi.

Canımız sıkılmıyordu.Üç kardeş,radyo dinleyerek, konuşarak,beş taş oynayarak  akşamı ettik..Bu arada rüzgarın hızı kesilmiş ama lapa lapa yağan karın yoğunluğu artmıştı.

Akşama doğru babam kahveden döndü.İçeriye girer girmez de sordu:

-        Atıl’a yiyecek verdiniz mi?

Ağabeyimle aynı anda yanıt verdik:

-        Vermedik baba!

-        Sıra hanginizdeyse hemen versin öyleyse.

Atıl, bizim köpeğimiz.Koyunlarımızın ve evimizin bekçisiydi.Kangal cinsi ,boz renkli Atıl’ı çok seviyorduk.Ona akşamları yiyecek vermek ağabeyimle benim görevimdi.Bu görevi sırayla yerine getiriyorduk.Bir önceki akşam ,Atıl’ın yiyeceğini ben verdiğim için:

-        Sıra ağabeyimde,dedim.

Bu sözleri söylerken içimden de: “İyi ki sıra bende değil.”diye geçirmiş,sevinmiştim.Meğer boşuna sevinmişim.Ağabeyim kendinden emin bir ses tonuyla:         

-        Hayır baba sıra onda.Dün  ben kemik verdim,dedi.

Babam,ağabeyimin kendinden emin yanıtına inandı.”Neden yalan söylüyorsun?” diyen öfkeli bakışları üstüme çevirince,haksızlığa uğramanın verdiği öfkeyle yerimden kalktım. Söylenerek dışarı çıktım.Soğuktan titreye titreye Atıl’ın yiyeceğini hazırlayıp verdim.Onun kuyruğunu sallayarak sevgisini göstermek isteyişine aldırmadım bile.Oysa başka günler bu durumda mutlaka başını okşar ,onunla konuşurdum.

Ağabeyim yalan söylemişti.Bunun nedeni biraz da evimizin yapısıyla ilgiliydi.Evimiz hanay tipliydi.Modern yapılarda dubleks adı verilen evlere benziyordu.Zeminde mutfak ve kiler  yer içten tahta merdivenle çıkılan üst katta ise dört odası vardı.Üst katta soba yanan oturma odasından dışarı çıktığımız anda soğukla burun buruna geliyorduk..Merdivenlerden zemin kata, oradan dışarıya çıkmak ve geri dönüş epeyce zaman alıyordu.Doğal olarak böyle bir havada Atıl’a yiyecek vermek üşümek demekti.                       

Ağabeyime çok kızmıştım.O gece anneme,babama,kardeşime,ağabeyime,kısacası herkese küstüm,kimseyle konuşmadım.Göz göre göre bana haksızlık yapılmıştı.Uyuduk.

Sabaha karşı silah sesiyle yataklarımızdan fırladık. Merak ve korkuyla odamızdan dışarı  çıktık.Silahı atan babamdı.Bir yandan:

-        Atıl korkma yetiştim oğlum,diye bağırıyor,bir yandan da tüfeğinin namlusuna yeni mermi sürüyordu..Avluya bakan odanın penceresine üşüştük.Manzara korkunçtu.Beş,altı kurt Atıl’ı ağılın önünde kıstırmışlardı.Atıl kanlar içindeydi.Ağılın kapısına sırtını dayamış kendisine saldıran kurtlarla baş etmeye çalışıyordu

Babam hızla merdivenlerden aşağı indi.Arkasından cesaretimizi toplayıp biz de koştuk..Annem eline baltayı almıştı.Ben de kaşla göz arasında elime bir ekmek bıçağı geçirmiştim.Evden dışarı çıktığımızda kurtlar kaçıyordu.Babamın  arka arkaya sıktığı kurşunlar,tüm kurtları kaçırtmaya yetmişti.Galiba bir ikisini de yaralamıştı.Çünkü kaçtıkları yönde karın üstünde kıpkırmızı kan izleri vardı.            

Atıl,bizleri görünce bembeyaz karların üstüne kendini bırakıverdi.Yaralarından sızan kanlar,üzerine uzandığı karları kana bulamıştı.İnleye inleye yaralarını yalamaya başladı.

Hepimiz başına üşüştük.Babam,Atıl’ın başını okşadı.Yaralarını inceledi.Bu arada silah seslerini duyan komşularımızdan da gelenler olmuştu.Murat amca babama yardım etti.Atıl’ı annemin içeriden getirdiği bir hasıra yatırdılar.Sonra hasırı iki ucundan tutup içeri aldılar.

Atıl,on,on beş günde kendini toparladı.Sağlığına kavuştu.Bu arada,gösterdiği kahramanlık,bir destan gibi dilden dile tüm köye yayılmıştı.Karşılaştığımız herkes soruyordu:

-        Atıl nasıl oldu?Yaraları kapandı mı?

-        Ona verdiğiniz her şey helal.Keşke bizim de öyle bir köpeğimiz olsaydı!

 Yıllar önce yaşadığım bu olayın bendeki izi bir türlü silinmedi.Şu anda sahiplendiğimiz bir sokak köpeğine evin bir bireyi gibi bakıyorum.Sokaktaki sahipsiz köpekleri korumaya yönelik çabaları elimden geldiğince destekliyorum.Tüm bunlara karşın Bizi,evimizi,hayvanlarımızı korumak için ve kurtlara karşı canını ortaya koyan Atıl’a o yiyeceği gönülsüz verişimin ezikliğini bugün bile içimden atamıyorum.