BIRLIKTE OLDULER

Üç senedir hayvan ambulansandayım, bu güne kadar yaşadığım en kötü olaydı bu.  

Her Pazar kaybolan kedi-köpek, araba çarpmiş, ölmüş bir hayvan, yaralı bir kuş, yuvasından dümüş yav ya da en kötü ihtimalle artık tükenmiş uyutulmasından başka çare kalmamış bir hayvanı veterinere götürmek bu işin kötü tarafları. Ama bulunup ailesine geri götürdüğümüz hayvanlar, ölümden dönen, tekrar serbest uçacak duruma gelmiş yavrular, yaralanmadan kurtarabildiğimiz hayvanlar ya da ambulansda bakıma aldığımız hayvanlar da bu işin mükafatı elbette.  

Ta ki o güne kadar.  

Telefon çaldı. Arayan, biraz ilerdeki hastanenin morg yetkilisiydi. Arkadaşım telefonda konuşurken henüz ne olduğunu anlayamamıştım, ama morg kelimesini duyunca içim ürpermişti. Morg bizi neden arasın ki?  Arkadaşım telefonu kapatıp bana döndü, “morga gitmemiz lazım” dedi.

Yüzümdeki merak ve endişeli ifadeden olacak. Iyi olup olmadığımi sordu. Morga neden gitmemiz gerekiyor diye sordum. 11 mart gecesi bot evlerden birinde yangın çıkmış. Yangın sırasında içerde bir köpek yanarak ölmüş.

Miğdeme bir yumruk atılmış gibi hissettim. Bacaklarımdan, yüzümde kan çekilmiş, her yerim karıncalanmıştı.  Ambulansı kullanabileceğimi sanmıyordum. O yüzden arkadaşım kullandı ve hastanenin morguna gittik. 

Kapıda bizi doktor karşıladı. Hayatımda ilk defa morga giriyordum. Biraz da bunun heyecanı vardı. Önce bekleme salonuna geçtik, birer kahve aldık. Doktor bize durumu anlattı. Benim aklıma takılansa sahipleri neredeydi?

“Sahipleri nerdeydi peki? Diye sordum.

“Sahibi de içerdeydi. Yangında o da öldü” deyince, bu güne kadar hiç yaşamadığım, sahit bile olmadığım, sadece gazetelerde okuduğum bir olayla karşı karşıya kalmıştım. Kanım dondu.                                                           

Köpeğin sahibi olan kadın 87 yaşındaymış. Köpeği kadının yatağının yanında bulmuşlar. Yangınin neden çıktığını bilmiyorlardı.  Doktor detayları anlatırken ister istemez olay gözümün önünde canlandı. Kimbilir ne kadar havladı, sahibini uyandırmaya çalişti, uyandıramadı ama yanından da ayrılmadı. Oracıkda, sahibiyle birlikte yanarak öldü. Bu manzara aklıma gelince göz yaşlarımı tutamadım.  

Peki ama köpek niye buradaydı? Hollanda’da var olan bu kanunu da öğrenmiş oldum. Bir yangin sırasında ölen insan da olsa hayvan da olsa etfaiye tarafından morga getiriliyormuş. Burada araştırması yapılıp, sonra ambulans aranıyormuş ve ölenin ailesi her kimse onlara hayvan konusunda da bilgi veriliyormuş. Aile bu hayvanın nerede yakılacağına karar veriyormuş (geride ne kaldıysa?). 

Bu konuşma on dakika sürdü. Derken doktor “gidip köpeği getireyim” dedi ve arka tarafa geçti. Arkadaşımla birlikte sedye ve beyaz geniş bir çarşaf getirdik içeriye.  

Derken doktor elinde kocaman mavi bir torbayla geri geldi.  Öylece kalakaldım !!! Torba açıkmavi olduğu için yangının etikisi farkediliyordu. Pıhtılaşmış kanın, yanmış etin mavi torbandan nasıl göründüğünü bilmek istiyorsaniz. Mezbahada, henüz kesilmiş 40 kg eti alıp yakın ve böyle bir torbaya koyun. İşte aynı öyle. Sekli yoktu, çünkü ısının etisiyle patileri bile kopmuş, düşmüş..  

Artık bakamıyordum. Dışarıya fırladım. Ağlayamıyordum. Bir süre öylece kalakaldım. Beş dakika sonra içeri girip, arkadaşıma sedyeyi taşımasında yardım ettim. O, doktorla birlikte torbayı çarşafla kapatmıştı.  

Ambulansa binice yine ağlamaya başladım.  Büroya geldiğimizde sedyeyi içeri getirdik. Bürodaki arkadaşlarım bana “sen bırak biz koyarız buzluğa” dediler. Onlar örtüyü açarken ben dışarı çıktım.  

Bu olayın etkisinden bir kaç hafta kurtulamadım. Her gece gözümün önünde canlandı. Ambulansda çalışmak zor bir şey. Neyle karşılacağınız belli değil. Miğdem artık her şeyi kaldırıyor ancak kalbim her kötü olayda biraz daha kırılıyor, ruhum derinden yaralanıyor. Ama bu işi bırakırsam daha çok yaralanacağımi da biliyorum.