Şehnaz Turan Hollanda'dan yazıyor 

Aylardan Şubat. Gece korkunç bir firtina çıktı, yağmur ve dolu sabaha kadar devam etti. Sabah kalktiğımda hava gerçekden cok soğuktu. Ambulans kıyafetimi giyip gönüllü olarak çaliştığım işime gittim. Büroya henüz gelmiştim ki içeri elinde büyük bir kutuyla bir adam girdi. Elindeki kutuya işaret ederek; “Bunu yol kenarında buldum, ölmüş galiba” dedi.

Kutuyu açtım; icinde kocaman, sırılsıklam ve buz gibi soğuk bir horoz yatıyordu. Bütün canı çekilmiş gibi, ağzı açık gözleri kapalı.. Hafifce başını kaldırınca nefes aldığını farkettim. Henüz ölmemişti. Çok zor da olsa nefes alıyordu.

Horozu hemen kutudan çıkarttım. Bir kafesin icine büyük ve yumuşak havluları serip horozu içine koydum. Kafesi kaloriferin yanına yerleştirdim. Diğer bir havluyu alıp, kaloriferde ısıtıp, kan dolaşımını artırmak için horozun bütün bedenine masaj yaparken, bir yandanda tüylerini kurutmaya çalıştım. Arada bir kaldırıp sağına soluna çevirip hareket etmesini sağladım. Bir saat sonra nefes alması biraz düzelmisti ama vücudu hala ısınmamıstı. Bir an önce ısınması gerekiyordu. Gönüllülerden biri bir fön bulup getirdi. Horozu fön ile nöbetlese kurutmaya başladık. Bu arada ambulansla kuş hastanesine gitmem gerekiyordu.. Horozu arkadaşlarıma emanet edip gittim. Bir saat sonra döndüğümde gözlerime inanamadım!!! Horoz kafesin içinde ayakda duruyordu ve yemek yiyip, su içiyor, canlı gözleriyle etrafa bakıyordu... 

Horozumuz hayata dönmüştü. Tabi horoza hemen bir isim bulmam lazımdı.. Muharrem, Memduh,  Hüsnü gibi tezat adlar düşündüm önce. Sonra birden “Chico!” deyiverdim… Chico son derece yakışıklı, yapılı bir horozdu.

Yalnız bir sorun vardı.. Bu horoza nerede bakılacaktı? Apartmanlarda beslenmesi yasak, büromuz bir apartmanın alt katında ve dükkan olduğu için orada tutmamız mümkün değildi.  Alternatiflerden biri; götürüp köylük bir yere bırakmaktı. Icime sinmemişdi bu fikir. Olümden kurtardığım horozu tekrar kaderine terkedemezdim. Horoz olmak iyi bir şey değil..  Fabrikada, yumurtadan çıkar çıkmaz ya gazlanırlar ya da kağıt öğüten makinalara atılırlar. Kimse evinde ve çevresinde horoz istemez, sabahin köründe öter diye… Chico’yu kurtarmam gerekiyordu. O’na iyi bir yuva bulmam lazımdı. Ama nasıl? 

Once kalacak yer sorununu çözdük. Bir hafta Elly’nin evinde (Ambulans başkanı), bir hafta bende kalacaktı ve bu zaman icinde yer bulacaktık.. 

Bir hafta sonra, Cumartesi günü ambulansa gittiğimde Chico oradaydı, beni bekliyordu.. Arkadaşlarıma anlattığımda çok gülmüşlerdi; “kedi, köpek bitti de, şimdi horoz mu bakacaksın evde?” diye.  Tabii ki komşularımla aram çok iyi olduğu icin, horozun ötmesini sorun bile etmemiştim.  

Ve Chico’yu eve getirdim. Glen bizi gülerek karşıladı ve hemen Chico ile konuşmaya başladı. Aslında bir gün oturup Glen’i anlatsam cok iyi olur.  

Ambulansdan büyük bir kafes almıştım,  onun içine yerleştirdim, suyunu, yemini, salatasını verdim. En çok mısırı sevdi.. Yanına oturup onunla konuşuyorduk. O’da gırtlakdan çikarttığı garip seslerle bize karşılık veriyordu.. Insana alışkın olduğu her halinden belliydi. Bizden ve kedilerden korkmuyordu.  Akşam saat 8 civarinda kafesin içine ışık girmesini önleyemesi icin battaniye ile kapattım ve Chico uykuya daldı...

Pazar sabahı erkenden kalkıp kafese bakmak istedim. İstemez olaydım !!! Daha battaniyeyi kaldırmamla birlikte ÜÜÜRRRÜÜÜÜ ÜÜÜÜ  diye ötmeye başlayınca Glen neredeyse yatakdan düşüyordu. Battaniyeyi kapattık ama çok gec kalmıştık... Hemen yem ve mısır getirdim. Önce kafesi temizledim, sonra yemeğini verdim. Neyseki sustu..  

O gün öğleden sonra yan taraftaki komşuma gidip durumu anlattım. Bana bir şey duymadiğini söyledi. Öteki tarafta oturan komşum ise zaten sağır....

Pazartesi günü evdeydim. Bugün Chicoya bir yuva bulacaktım. Oturdum bilgisayarin başına, ne kadar çocuk bahcesi varsa hepsinin telefon numaralarını buldum. Hollanda’da kücük özel parklar var. Bu parklarda koyun, keçi, horoz, kaz, eşek gibi hayvanlar beslenir ve cocuklar buralara gelip hayvanlari yakından sevme ve besleme firsatı bulurlar. Işte böyle bir yer bulmam lazımdı. Başladım buralara telefon etmeye.  Aldığım yanıtlar;

HAYIR...HAYIR........HAYIR...........HAYIR

Bu telefonlar akşama kadar sürdü. Aradığım her yerden olumsuz cevap alıyordum. Yeteri kadar horoz vardı ve fazla istemiyorlardı. Hatta böyle bir çifltik zannedıp üretim çifliğini aramışım, adam bana “getirin ama biz onu satarız”  dedi.. OLUR !!! 

Derken Hollandalılara ait bir websayfasi buldum. Almanyaya taşınmışlar. Zor durumda olan, horoz, kaz, eşek gibi hayvanlari kurtarıyorlarmiş. Bana Hollanda’da bir çiftiliğin telefon numarasini verdiler. Akşama kadar o kadar çok yeri arayıp hepsinden ‘hayır’ cevabı almaktan öylesine yorgun ve bitkin düşmüşüm ki, artık bu son telefonda hevesim kırılmış ve telefonu açan kadına, nasil olsa hayır diyecek diye fazla uzatmadan “horaz var, yer arıyo...”

Kadın lafımı kesip “iyi, getirin” dediğinde bir anda oturduğum yerden kalkıp “CİDDİMİSİNİZ?” diye sordum, kulaklarıma inanmıyordum.  Kadın bana, orasının kuş barınağı olduğunu söyledi. Böyle bir yerin olduğundan haberim bile yoktu. Kadına binlerce kez teşekkür edip hafta sonu geleceğimizi söyledim. Adresini alıp, tekrar bin kere teşekkür edip telefonu kapattiı.  Yorgunluğum, bezginliğim, hayal kırıklığım yerini neşeye bırakmıştı...  

Glen eve geldiğinde herşeyi başından sonuna kadar anlattım. O’da çok sevindi bu işe “kesip yemeyecekler, değil mi? “ dedi ve hemen Chico’nun yanına gidip yine karşılıklı sohbete başladılar… 

Diğer bir sorun da, bir hafta boyunca bu hayvanı karanlıkda tutamazdım. Ben sabah saat 6;30 evden çıkarken, üstünü de açamazdım o saatte. Tabi her zamanki gibi komşularıma iş düştü. Bir kac kapı ötede oturan komşum Monique’i çağırıp yeni misafirimizi gösterdim.  Bir hafta boyunca, her sabah saat 9 dan sonra gelip kafesin üzerini açacakdı.. Böylelikle komşularımı rahatsız etmeyecektim. İşe gitmeden önce kafesi temizleyip suyunu ve yemini verdim. Tabi bütün bunları ışığı acmadan, karanlıkta yaptım uyanmasın diye.  Akşamları eve gelince ilk işim yine su, yem vermek ve kafesi temizlemekti.. Yarım saat içinde pisletiyordu her tarafı adi horoz. Akşam 8 e doğru ötmeye başlayınca hemen battaniyeyi atıyordum kafesin üzerine..
Bir hafta boyunca Chico bizim icin bir şenlik oldu, kediler cüssesinden korktular, uzakdan bakıp kaçıyorlardı. Glen Chico’dan ayrılmayı hiç istemiyordu, ama tutamayacağımızı da biliyordu..  

Chico ile bir haftayı böyle geçirdik. Cumartesi günü yeni evine götürmek icin sabahdan yola çıktık. Gideceğimiz yer bir buçuk saatlik bir mesafedeydi.. Rahat bir yolculuk oldu. Nihayet adrese vardık. Her tarafda çok geniş araziler icinde çiftlik evleri vardı. Ah!! Dedim keşke biz de böyle bir yerde yaşayabilsek. Çiftliklerden birinin bahçesine girdik. Her tarafda büyük kafesler vardı ve bir yığın horoz.. Bizi çiftliğin sahibi olan adam karşıladı. Önce çiftliği gezdik. Neler yokdu ki.. Horozların olduğu alan oldukca genişti. Diğer tarafda başka kuşlar vardı. Bu kuşlar kafeslerden yetişmiş, sonra artık bakılamayacakları icin buraya birakılmışlardı. Doğada yaşayamayacak kadar evcildi hepsi.. Bir kaç tane terke edilmiş ve bu barınağa getirilmiş keçi ve eşek de vardı. Chico yu adama teslim ettim. Ilk önce ayrı bir yere koydu, etrafa alışsın diye. Diğer kafesteki horozlar hoşgeldin demek için Chico’nun bulunduğu kafesin önünde toplandılar. Artık yalnız değildi.

Ona güzel bir yuva bulmanın mutluluğu ile tekrar evimize geri döndük. 

22 Ağustos 2007

Haarlem