d
evam et

Öğretmen çocuğuyum ben. Her ikisi de öğretmen. Biri türkce, diğeri edebiyat. Sanmayın ki bu yazının bunlarla ilgisi var. Bir başlangıç yapmaya çalışıyorum sadece.

Ne çok tayini çıkardı anne ve babamın. Babam önden giderdi, biz “eş durumundan” arkadan. Tam yetiştik, yerleştik derken, kuşlar haber salardı bir yerlere, tekrar düşerdik yollara.

Bu tayin-yerleşmelerin birinde , simav’in bir köyünde oynadım ben. her çocuk gibi sokakda, “Halkçı Ecevit, hayir Demirel” bağırışları arasında. Anlamını bilmezdik ama evlerimizde çok anlamlı denmişti bize bir kere. Çocuk aklımızla çivilerle yerlere kazırdık bu isimleri. Bir yarış, bir tepişme, kim daha çok kazıyacak diye.

O günlerden bir gün bu çocuk ben, çocuk kalabalığın bağırışlarına koştum. Kocaman bir çukur, boyumuzdan büyüktü. Hayal meyal hatırladığım bu kocaman çukurda bir küçük kaplumbağa. Çocuklar avaz avaz bağırıyorlar, çığlık çığlığa taş atıyorlar. Kaplumbağacık olduğu yere sinmiş. Zaten kocaman çukurun içinde, zaten çıkmasına imkan yok, zaten başında devler bağırışıyor. Sonra hepsi birden taş atmaya başlıyorlar. Taş atıyorlar, eğleniyorlar. Kaplumbağa düşman olmuş sanki, taşlıyorlar da taşlıyorlar. Bir taş o küçük kaplumbağanın kafasına isabet ediyor. Kanıyor. Kaplumbağanın başının yanından kanlar sızıyor. Orada, o anda benim de başımdan kanlar akıyor, yüreğim acıyor. Daha fazla bakamıyorum. Hiçbir şey de yapamıyorum. Dönüp arkamı yürüyorum, yürümüyor koşuyorum, koşmuyor kaçıyorum.

Utanıyorum. Kaplumbağadan utanıyorum. Yardım edemediğim için utanıyorum. Çoğunluğa uyduğum, çoğunluğa ses çıkaramadığım için utanıyorum. Çocuk ben, çocuk kalbimle bu yapılanın yanlış olduğunu biliyorum. Çocuk ben, çocuk kalbimle utanıyorum sadece.

Ne zaman bir kaplumbağa görsem, ben o günü hatırlıyorum. Ben o kaplumbağayı ve başından sızan kanı hatırlıyorum.

Ve kendi kendime söz veriyorum: 

Kalabalıklarda bir kişi kalsan bile yolunda yürümeye devam et.

Kalabalıklarda bir kişi kalsan bile sen bildiğini yap.

Tüm kalabalık seni taşlasa bile, başın kanasa bile, canın yansa, yüreğin ezilse bile korkma onlardan. Haklı görme onları.

Kalabalıklarda bir kişi kalsan bile sen şahsiyetli ol, rengini belli et, insan gibi insan ol. 

Varsın onlar taşlasın seni. Çılgınlar gibi bağırsınlar. Canını yakmaya çalışsınlar. Kıstırıp seni kocaman, boyundan büyük bir çukurun içinde, hep beraber taşa tutsunlar. Çıkamayacağını bile bile sahte zaferlerini çığlıklarla kutlasınlar. 

En azından inandığın yolda, inandığın biçimde, o kocaman çukurun içinde ŞAHSİYETLİ bir ölümün olur… 

Sen yürümeye devam et… 

Özgün Öztürk, 28 Şubat 2005