EVCİL HAYVAN MALZEMELERİ 

Bir elmanın iki yarısı” başlığıyla “Yaşam Hakkına Saygı” okurlarına merhaba diyeli, çok uzun
bir zaman oldu. Bu kadar uzamasını ben de beklemiyordum. Ama beni üç haftadır yatağa bağlayan
bu kış gribi (kuş değil), dördüncü haftasında da hala sol kulağımın duymamasına neden olduğu halde,
bugün biraz olsun ayağa kalkmayı ve sosyal yaşamıma bir göz atabilmeyi başardım.  

Tabii bu zorunlu yatay pozisyon, pisiciklerim için büyük bir mutluluk kaynağı oldu. Normal günlerde oturan anını yakalamakta zorlandıkları annelerinin, yanıbaşlarında yatıyor olması nedeniyle, büyük bir olgunluk içinde ne yemek istediler, ne de oyun. Evin hırçın ve huysuz kızı Minnoş bile, battaniyenin altında bacaklarımın arasında hiç uyanmadan günlerce yattı. Bir ara, yaşayıp yaşamadığını kontrol etmek zorunda kaldım.  

Bu hastalıklı günlerde, yine de birşeyler yapmaktan kendimi alamadım ve geçen hafta Sabah Gazete’sinin Cumartesi ekinde, Tarçın’ın diyabetle mücadelesini ve onunla yaşamasını konu alan röportajın sorularını cevapladım. Oğlumun kocaman göbeğini ve konuşan bakışlarını görenler, telefon ve mesaj yağdırdılar. Böyle bir işe evet dememin nedeni, elbette Tarçın aracılığıyla popülarite sağlamak değildi. Nitekim yayının ardından, kedilerinde diyabet olduğu tespit edilen ya da diyabetten şüphelenen kedi sahipleri iletişim kurdular ve özellikle Methylcobalamin’li B12 temini konusunda yardımlaşmaya başladık. Bir de Tarçın’a yazılan şiir vardı ki, onu yakında Tarçın’ın sayfasında yayınlayacağım.

Bu sayfaya yazacağım ikinci yazının içeriğini düşünürken, 26 Ocak tarihli Hürriyet’in ekindeki bir yazı dikatimi çekti. Banu TUNA’nın “Keşke Şakir’le çarşıya çıkıp, vitrin bakabilsek” yazısını görünce, o konu ile başlamaya karar verdim. Yazı özetle, 4 aylık bir yavru kedi tarafından sahiplenilen Banu Hanımın, pet shoplarda ve mağazalarda gördüğü ve albenisine kapılıp satın aldığı kedi eşyalarının çeşitliliği ve kedisinin bunlara yüz vermemesi ile ilgili.  

Sanırım pek çoğumuz benzer hataları yapmışızdır. İşe yarayacağı satıcı tarafından hararetle önerilen bu malzemenin, aslında sadece bize hitap ettiğini bilmeden, onlarca lira harcamışızdır. Oysa unutmamamız gereken, kedimizin bizi seçtiği, bizimle oynamak ve birlikte olmak istediği, çevresinde bizim kokumuzun sindiği malzemeyi aradığıdır. 16 yıl önce kedilerimi Ordu’dan Ankara’ya getirdiğimde, önce annelerinin kokusunun sinmiş olduğu peluş örtüyü onlara yatak yaptım. Kısa bir süre içinde de, kendi kokumun sinmiş olduğu bir hırkayı buna ilave ettim. O zamanlar, bu kadar malzeme çeşidi yoktu. Bir koltuk takımım lime lime olduktan sonra, yabancı bir dergide görüp, onlara bir tırmalama tahtası imal ettiğimde, şu anda satılan tırmalama totemlerini çekici hale getiren parfüm yerine, patilerinden tutup halatları hissetmelerini sağlayıp, birkaç gün aynı hareketi tekrarlayıp, “aferin oğlum, aferin kızım” demek yeterli olmuştu da, ben bile bu sadeliğe şaşırmıştım. Ayrıca koltukların üzerine diktiğim, kumaş dokusuna benzeyen (biraz pahalı), şık desenli banyo perdesinden kılıflar da, koltukların üzerine tüylerinin yapışmasını önlüyordu. Misafir geleceği zaman da, kolayca çıkarıveriyordum.  

Bir de tuvalet meselesi vardı. Çocukluğumdan beri evimizde pek çok hayvan dostumuz olmuştu. Hatta bir keresinde annemle evmizin bitişiğindeki arsada bir sıpa bulduğumuzda, ikimiz de babama onu almak için saatlerce dil dökmüştük. Sonunda babam onun sahipsiz olmadığına bizi zor ikna edebilmişti. Ama özellikle kedi, evimizden eksik olmazdı. Urfa’dan Ankara’ya taşınırken, babam ağlamalarıma dayanamayıp, kedim Boncuk ve horozum Kral’ı da kamyonun tepesinde birer büyük kutuya koyup Ankara’ya gönderdiğinde, sevinçten ölecektim. Şimdi düşünüyorum da, yavrucuklar kimbilir o sıcakta nasıl bunalmış ve korkmuşlardır. 

Neyse Boncuk’tan dolayı, kedi kumunu biliyordum. Kedilerimi hemen kuma alıştırmıştım ama 3 kedinin kullandığı kum, hem çok çabuk kirleniyor, hem de pahalıya maloluyordu. O zamanlar şimdiki gibi topaklanan kumlar da yoktu. Sonunda, onları da alaturka tuvalete alıştırmaya karar verdim ve ayrıntılarını www.tekcatimiz.info’daki Kedilerle Kolay Yaşam sayfasında verdiğim tuvalet eğitimine başladım. Yaklaşık 20 gün içinde, 3 kedim de tuvaleti kullanmaya başladılar. Böylece kum sorunumuz ortadan kalkmış oldu. 2 yıl sonra aramıza katılan Minnoş da aynı eğitimi aldı ve sorun yaşamadık.    
 
                  

Gelelim, tırnak kesme meselesine. Daha 5 aylık bebektiler ve kısa aralıklarla, onlar uyurken, okşaya okşaya tırnaklarının uçlarından kesmeye başladım. Sonra yine uyurlarken, okşayarak kucağıma alıp, önce 2, daha sonra 3 tırnak derken, sayıyı yavaş yavaş arttırarak, kucağımda tırnak kesmeye alıştırdım. Şimdi tırnakları uzadığında, sırtüstü kucağıma alıyorum, bir elimle patilerini tutup, diğeriyle tırnaklarını kesiveriyorum. Onlar da canlarını acıtmayacağıma güvenleri tam olduğundan, ellerini uzatıp, yardımcı oluyorlar. Bu işlemler sırasında canlarını acıtmamış olmak, tepkisiz tırnak kestirmelerini sağlar. Bir de hiç bitmeyen “aferin”ler ve okşamalar. Diyorum ya, o zamanlar ürünler öyle çeşitli değildi. Normal tırnak makası kullanırdım. Bir yurt dışı gezisi sırasında, özel tırnak makası almıştım.

 Yine o yurt dışı gezilerinden birinde de, üzerinde “kedi çimi” yazan ve içinde bir tutam çim tohumu ile birkaç küçük taş parçasının olduğu küçücük bir kutuya, hayranlıkla 10 Mark gibi bir para ödemiştim. Sonra Ulus’taki baharatçıları dolaşırken aynı tohumları gördüğümde, onların tohumluk arpa/buğday olduklarını ve kilosunun da 400 bin lira (40 kuruş) olduğunu öğrenip, kendimle alay etmiştim. Hala arpa ve buğday tohumlarını, hem de bol bol yetiştirip, kedilerime veriyorum. Hatta uzun saksılara dikip, saksının üzerini küçük kutucuklar şeklindeki kafes teli ile kapladığımda, aradan başlarını çıkarıp büyüyen yeşillikler, saksının üzerine Tarçın bile otursa (10,5 kg), zedelenmiyorlar.  

 Aslında deneyip, kenara bıraktığım malzeme ve oyuncakların sayısı hayli fazla. Diğerlerini de sırası geldikçe sizlerle paylaşmak istiyorum ki, mütevazı dostlarımız için bizler gibi bilinçsiz tüketim yapmayın. Sevgilerimle.

 Dr. H. Fatoş (GÜR) AKINOĞLU