kristal

Zamanlardan bir zaman biraz bir seyler ogrendim ben.

Ogrendim ki her birimiz bir kristal parcasiyiz, bircok yuzu olan, bircok yuzeyi olan.

Biz, her birimiz bir kristal, bu dunyada yuzeylerimizi parlatiyoruz, torpuluyoruz, parladikca isik oluyoruz.

Bu yuzeyler aslinda o kadar cok ki, her birinin uzerinde kisisel hirslarimiz, sevgilerimiz, kavgalarimiz.

Ogrendim ki her bir yuzey icin calismali insan, torpulemeli kendini, egosantrik yanlarini.

Sonra hayvanlarla daha yakin oldum ben. Baktim onlara ve sanki gordum bizi.

Bu dunya sahnesi sanki bizim her bir kristal yuzeyimizin onlarda yansimasi.

tilkinin kurnazligi, kopegin sevgisi, sadakati, kedinin zerafeti, karganin gurultuculugu ve daha niceleri…

Baktikca kendimizi gordum ben onlarda….

Baktikca belki de gormek istemedigimiz yuzeylerimizi gordum. Hani en cok torpulenmesi gereken
yanimizi…

Tek gormedigim yuzey ise bize ait o korkunc "iskence" yuzeyiydi.

Dunya uzerinde hicbir canli yoktu ki kendinden aciz bir canliya iskence etsin, keyif icin öldürsün, moda diye digerinin derisini yuzup uzerine giysin.

Bugun her gordugum yeni yuzeyde biraz daha buyuk bir saskinlik, biraz daha buyuk bir hayal kirikligi yasiyorum.

Topluca tornaya mi girmeli diye kendi kendime sorup duruyorum.

Topluca bir tornaya girmeli, tek tip olmali, tum yuzeylerimizi saglamca torpuletmeli…

Yoksa bu dunya denen hayat okulunda ya da baska bir deyisle tekamul planinda ,

Ne kadar gidip gelsek de

Sanki hic buyumeyecegiz

Sanki hep sayacagiz ayni noktada…

Ya da zamanlar bitecek, bizler hapis kalacagiz bu karanlik dunyada…

Bir turlu parlatamadigimiz karanlik yuzlerimizi birbirimize yansitarak debelenip duracagiz kendi karanligimizda…

 

Ozgun Ozturk, 18.08.2005