|
MİNİK SERÇE
Soğuk,karlı bir
kış günüydü.Ablamla pencerenin önüne oturmuş dışarıyı
seyrediyorduk.Karların oradan oraya savrulup yere düşmesi bize
eğlence gibi geliyordu.Çıtır çıtır yanan sobanın üstüne annemin
koyduğu kestanelerin kokusu odaya yayılmıştı.Günlerden pazar olduğu
için babam da evdeydi.
Tam “Kestaneler
pişmiştir.Biraz sonra alır,yeriz.”diye düşünürken pencerenin camına
bir serçe çarptı.Çarpmanın etkisiyle önce yere düşer gibi oldu.Sonra
toparlandı bir o yana ,bir bu yana uçmaya başladı.Sanki gideceği
yönü şaşırmıştı.Ablamla göz göze geldik.Sanki içimizden geçenleri
karşılıklı okumuş gibi pencerenin camını açıverdik.
Serçe yeniden
geldi.Yuvasına konar gibi hiç çekinmeden içeriye girdi ve divana
kondu.Daha doğrusu düştü.Hemen pencereyi kapattık.Ablam benden önce
davrandı.Uçmaya,kaçmaya gücü kalmamış serçeyi kolayca eline aldı.
-Üşümüş bu,çok
üşümüş,dedi.
Kitap okuduğu
için olanların farkında olmayan babam:
-Ne diyorsun
sen kızım?Kim üşümüş,diye sordu.
Ablamdan önce
ben yanıt verdim:
-Serçe üşümüş
baba.Az önce içeriye girdi.
-Bu havada
üşür elbet .Ancak onun karnı açtır çocuklar.Serçeler soğuktan değil,açlıktan
ölürler.Eğer ona iyilik etmek istiyorsanız önce karnını doyurun.Daha
sonra da salıverin.
Babam yeniden
kitabına dalmadan annem odaya girdi:
-Üçünüz
aranızda ne konuşuyordunuz bakayım,diye sordu.
Babam:
-Çocuklar
içeriye bir serçe almışlar da,deyince annem:
-Ben üçünüzün
arkasını zor topluyorum.Başıma bir de kuş dolamayın sakın!Salın
gitsin,diye parladı.
Ablamla
birlikte yalvarmaya başladık:
-Anne
bırakırsak ölür bu.Karnını doyuralım.Biraz ısınsın,sonra salarız
gider.
Bu arada babam
da bize arka çıktı:
-Hanım, bırak
çocuklar serçeyi doyursunlar.Zavallı bu havada nereden yiyecek
bulacak?Hem ortalığı pisletirse biz temizleriz,dedi.
Sonunda annem
daha fazla direnemedi:
-Nasıl
biliyorsanız öyle yapın, deyip odadan çıktı.
Mutfağa
koştum.Bir tabağa avuç bulgur koydum..Bir tasa da biraz su
doldurdum.Çabucak getirip sehpanın üstüne bıraktım. Ablam elinde
tuttuğu serçeyi suya ve bulgura yanaştırdı.
-Minik
kuşum,bak bunlar senin.Afiyetle ye şimdi,deyip serçeyi serbest
bıraktı.
Serçe öyle
acıkmıştı ki hiç oyalanmadan bulgura saldırdı.Dördümüz de onu
gözlemeye koyulduk.Önce bulgurla karnını doyurdu.Arkasından suyunu
da içince birden canlandı: “Cik cik cik!” diye ötmeye başladı.
Ablam:
-Ay,sesini
sevsinler!Ne güzel de ötermiş benim minik serçem,diyerek serçeyi
yeniden eline aldı.
-Abla ver,biraz
da ben seveyim,dedim.
Ablam serçeyi
bana uzatırken annem yeniden içeri girdi:
-Tamam
çocuklar.Şimdi açın pencereyi ve salıverin,dedi.
Babam:
-Yahu
hanım,bırak çocuklar biraz sevsinler,dediyse de annem ısrarından
vazgeçmedi.
Direnmenin
faydasız olduğunu biliyordum.Üstelersek annemi kızdıracaktık.Evde
gereksiz yere tatsızlık çıkacaktı.Onun için serçeyi avuçları-mın
arasına aldım.Ablam pencereyi açtı.
-Kendine iyi
bak serçe.Çok üşürsen,aç kalırsan sana her zaman penceremizi
açarız.Şimdi git,yuvanda güzel güzel yaşa,deyip minik serçeyi
salıverdim.
O gece düşümde
minik serçeyi gördüm.Gagasıyla bana bir de gül getirmişti:
-Teşekkür için
geldim.O gün beni içeri alıp karnımı doyurmasaydınız açlıktan
ölebilirdim.”diyordu.
Düşümü sabah
kahvaltısında anlatınca ablam sordu:
-Bana selam
göndermedi mi?
-Sana ve babama
selam gönderdi ,dedim.
Annem alındı:
-Asıl selamı
bana gönderseydi ya.Ben istemesem siz onu eve zor alırdınız,dedi.
Annemin
sözlerine hep birlikte gülerken,bir yandan da minik serçeyi
düşünüyordum.Acaba yine gelir miydi?
|