seri değil

İnsanlar ve hayvanlar

 Hep “kaybedecek şeyi olmayanlardan kork” derler, oysa zevk için yedi kişiyi öldüren ikiliden
birinin güzel bir ailesi, çoluğu çocuğu var yahu.

Bundan daha fazla kaybedecek nesi olur bir adamın?

Buradaki elbette ki “zevk için” kavramı çok önemli.

Öldürmekten, hem de hiç tanımadığı, ilişki kurmadığı, hani nefret ve ihanet duyguları
 taşımadığı insanların zevkle canını alabilmek için, o ruhun ciddi biçimde sakatlanmış olması gerek.

Zaten başkalarından gördüğü aşağılama ve yok sayılma, başka insanların hayatına duyduğu
özlem ve özenti, insanların ruhunu, beynini sakatlıyor.

Ve “gücünün yettiğine” saldırtıyor.

 İşte “hayvan hakları” hakkında yazıp dururken söylemeye çalıştığımız da buydu.

İnsanlar “gücü yettiği” için, kendisine hiç zarar vermeyen bir köpeği döverek öldürüyor…
Bir kedinin gözlerini oyuyor, ötekini ağaca asıyor… Köpeklere bağırsakları deşilinceye kadar tecavüz
ediyor…

Eğer bir gün gücü yeterse veya daha fazla kafayı bozarsa aynı şeyleri sana veya evladına,
 karına, anana falan da yapacak ey insanoğlu, dedik durduk.

Anlatamadık!

XXX

Günlerdir bu caniler seri katil mi, değil mi diye “çok sesli” bir tartışma da başladı.

Bunlar seri değil, “serseri katil” bence.

Zira seri katil kavramının içinde de hiç tanımadığı insanları öldürmek şuursuzluğu vardır ama “konsept” bulunur.

Bu “konsept” bazen fahişe kadınlar olur, bazen yalnız yaşayan genç kızlar, bazen eşcinseller, çoğunlukla da çocuklar…

Evet, seri katillerin yöneldiği grupların başında çocuklar geliyor batı ülkelerinde.

Çünkü orada “sokak hayvanı”, yani çocuktan daha aciz, daha sessiz, daha savunmasız bir canlı yok.

Bilmem şimdi “anlatabiliyor muyum?”

XXX

Bu arada Avrupa yollarına düşen ülkemizde hala “ruh sağlığı” konulu yasa yok ve ruh sağlığı bozuk insanlarla beraber ruh hekimleri de istediği gibi at oynatıyor.

Ayrıca “adli tıp” konusunda da yasalar eksikmiş, bu kanlı olayla birlikte öğrendik.

Bu yüzden de emniyet güçleriyle adli tıp uzmanları “koordineli” çalışmıyormuş.

Ayrıca mutlaka “DNA Bankası” kurulmak zorundaymış.

Çünkü tıpkı Batıda olduğu gibi devletin elinde herkesin DNA kodu olursa, suçluların yakalanması daha kolaymış.

Daha da önemlisi DNA araştırmaları o kadar hassas bir işmiş ki, olay yerinden bir saç kılını alan uzman, o sırada hapşırsa veya öksürse, sonuç yanıltıcı gelebiliyormuş ama emniyet güçlerinin çoğu bunu bilmiyormuş.

Yani anlayacağınız bu ülkede insan hayatı, sokak hayvanları kadar ucuz ve sahipsiz,  hem de bütün Avrupa yolları laflarına rağmen, “hala”.

Güler Kazmacı