|
ev beni

Goruntuler
inanilmazdi.
Malatya’da
cocuk
yuvasinda, bakima
muhtac
cocuklara yapilan
eziyet ortaligi
ayaga
kaldirdi.
Bu minik bedenler bakicilari
tarafindan kah terlikle
vurularak, kah sicak su
dokulerek, kah
kafalari
tokusturularak
hirpalaniyordu.
Canlari
yaniyordu, aciyordu,
bagirip
agliyorlardi. Gorduklerimiz
dehset vericiydi. Eziyetin
filmini
canli
olarak cekmislerdi.
“Canli
canli”
seyrettigimiz bu vahsete
“can” dayanmiyordu.
Ruhlari
ise bu hayat boyu tasiyacaklari
en agir
yuklerle doldurulmustu.
Bu cocuklar
artik
yaralanmisti. Bedenlerinde
acilan yaralar, curukler,
yaniklar belki 3
gune, belki 1 haftaya iyi
olacakti. Ama ya
ruhlari? Ya yarinin
buyukleri olacak bu
bugunun
kucuklerinin haleti
ruhiyeleri? Bu asagilamaya,
bu eziyete ruh mu dayanirdi?
Canlar bir sekilde
dayaniyordu ama ya ruhlar?
Ya kalpler?
Tum
bu eziyetin belki de en carpici
yani, beni en yaralayani bu
cocuklarin, kendilerine
boylesine
acimasizca eziyet eden,
onlari
asagilayan bu kadinlara
“anne beni sev. Anne
nolur beni sev”
diye yalvarmalariydi.
O kadar sevgiye
ac, o kadar
yalniz, o kadar
caresizdiler ki
ölesiye korktuklari bu
kadinlara kendilerini
sevmesi icin
yalvariyorlardi.
BANA ISTEDIGINI YAP, BENI DÖV, BANA SÖV AMA NE OLUR BIR
KERECIK OLSUN BENI SEV, KAFAMI OKSA, BANA DOKUN, BENI
SEV.
Bu goruntuler bana ister
istemez sokaklarda turlu
iskencelere maruz kalan,
barinaklarda aclik,
suzuzluk ve
hastalikla ölüme mahkum
edilen, dövülen, tecavuz
edilen caresiz sahipsiz
hayvanlari
hatirlatti.
Oylesine
iskencelere maruz kalan,
dayakla kolu bacagi
kirilan bu
canlarin bu kadar travmaya
ragmen
baslarini oksayan ilk
insana yine de siginmalarini.
Insanlar
tarafindan
defalarca
tecavuze
ugrayip anüsü
disari
firlayan bu sahipsiz, bu
savunmasiz
canlarin
herseye
ragmen basini
oksayan ilk insana yine de
guvenmelerini.
Insanlar
tarafindan
barinaklara hapsedilen,
aclik ve
hastalikla garip
bir sekilde nedensizce bu
hayatta kalmaya direnen bu zavalli
canlarin
barinaga ziyarete gelen her
insana kafeslerinin demirlerine
yapisip bagira
bagira, birbirlerini iterek
en öne gecme, kendi
baslarini
oksatma
cabalarini.
Bu dunyada insan ya da
hayvan fark etmiyor.
Bir kalbi ve ruhu olan her canli
sanirim ayni
seyi istiyor:
“SEVILMEK”
Aramizdaki
tek fark ise bugun
iskenceye maruz kalan
cocuklar yarin
buyuduklerinde,
eger tedavi de edilmezlerse,
muhakkak cevrelerine,
ailelerine veya hayvanlara siddet
uyguluyorlar. Yapilan
arastirmalara
gore
siddete
maruz kalan cocuklar bunu
once kendilerinden daha
savunmasiz olan hayvanlara
uyguluyorlar, bir sonraki asamada
ise insanlara. Dehset
verici olsa da aslinda insan
olmamizin,
travmalarimizin sonucunda
bizler de ileriki yaslarimizda
birer iskenceci,
dayakci veya katil oluyoruz.
Maruz
kaldigimiz
eziyetin derecesine ve
surekliligine
gore
uyguladigimiz siddet
ve isledigimiz
suc
degisiyor.
Daha enteresan bir sonuca gore
ise
kucuk
yasta evcil hayvan besleyen ve
siddete maruz kalmayan
cocuklar ileride asla suc
islemiyorlar. Evet, asla ama asla en ufak bir
suc dahi islemiyorlar.
Nasil oluyor demeyin, oluyor
iste.
Kucuk
yasta baksa bir canlinin
sorumlulugunu alan bu
cocuklar, o
canliyi sevip koruyan,
empati
yapmayi ogrenen bu
cocuklar ileride asla en
kucuk
yuz kizartici
suc dahi islemiyorlar.
O iskenceci
kadinlari
dusunuyorum. Acaba diyorum
evde
kocalarindan
siddet mi
goruyorlar? Acaba
cocukken
iskenceye ve
tecavuze mi maruz
kaldilar? Acaba
kucukken
sevgi dolu aileleri ve kendilerine kendinden daha aciz
canlilari sevmeyi
ogretecek kedileri,
kopekleri
olsaydi
bugun o kimsesiz cocuklara
sadece sevgi mi verirlerdi?
Onlarin
nasil caresiz,
nasil
yalniz ve nasil
muhtac
olduklarini kalplerinde mi hissederlerdi?
O kucuk
canlari, o buyuk
hasta kadinlari,
tum
olanlari dusunup
duruyorum iste.
Evet,
bugun
Malatya’daki o kucuk
bedenler, o kucuk bedenlerin
icindeki o
buyuk, o
hasarli ruhlar
icin
carpiyor kalbim. Dilerim hem ruh hem beden
yaralari tez zamanda
iyilessin.
Dilerim bir daha asla hayat onlara
boyle tecrubeler
vermesin.
Ozgun Ozturk
, 27 Ekim 2005 Perşembe
|