|
Siz Hiç Ümitsizliğin Gözlerini Gördünüz mü?
Hangi kent,
hangi barınak ne önemi var ki? Ülkemizde bu isimle açılan- ya da
daha modern, şık isimler konulan- eskiden olup da halen devam eden
pek çoğunda aynı görüntüler yok mu?
Tek başına
durduğu telli bölmede boylu boyunca uzanmış, o güzel başını soğuk
fayansın üstüne koymuş yatıyor. Belki de içinde ki yangıyı,
yarasının acısını o şekilde söndürmeye çalışıyor. Gencecik bir
köpek, belli en fazla bir iki yaşında, tüylerinin rengi kar beyaz, o
renkle tezatlı kıpkırmızı bir kan gölünün içinde. Öyle çaresiz, öyle
çaresizliğine rıza göstermiş.
Diğer
bölümlerdeki arkadaşları hareketli, kimisi hapisliklerine isyankar,
havlayıp gelenlere, her şeye rağmen dost bildikleri insanlara
seslenip, kendilerini gösteriyor. Belki bu esaretten bizi kurtaran
çıkar diye umutlanıyor.
Beyazsa
öylece yatmakta, sadece bir kez gözlerini açıp, ona bakan bizlere
başını kaldırmadan bakıyor. Çok acılı, çok anlamlı, hiçbir şey
beklemeden hiçbir şey ummadan sadece bakıyor. İşte ben o zaman, o
bakışlarda simsiyah, dipsiz kuyular gibi ümitsizliğin gözlerini
görüyorum..
Kanamasının
nedeni barınakta gerekli cihazların olmayışından bilinememiş, teşhis
konulamamış, sadece klasik antibiyotik tedavisine başlanmış.
Belki de
cömert insanların(!) çöplerine bıraktıkları yiyeceklerin içine
karışan cam parçalarını yedi yanlışlıkla , nereden bilebiliriz ki?
Onu emanet ettiğimiz sokaklarda başına kimbilir ne geldi de o kan
gölünün içinde öyle umarsız, ümitsizliğin gözleriyle bakmak zorunda
kaldı bize son kere.
Kimbilir?
Onu
donanımlı bir veteriner kliniğine gönderip, derdine derman olmaya
çalıştığımızda ise çok geç kalınmıştı. Artık yoktu. Bir gece yarısı
soğuk fayansın üzerinde, soğuk rüzgarların eşliğinde, ölüm nedenini
kendinden başka kimseler bilmeden öyle yapayalnız, başını bir
şefkatli el okşamadan, belki bir zamanlar güzelliğine hayran olan
mahallenin çocuklarının koyduğu ismi kulağına hiç kimseler
fısıldamadan geldiği gibi sessizce çekip gitti bu dünyadan.
O şimdi yok,
biliyorum onun gibi daha pek çoğu da böyle sessiz sedasız
gidecekler.. Ölen ölür kalan sağlar bizimdir denilecek, tabi ki de
ölecekler denilecek bazılarınca. Ve onlar ümitsizliğin gözleriyle
son kez, kısacık bir zaman diliminde kalabildikleri dünyaya, eğer
göz göze gelebildikleri olursa onlara bakacaklar.
Bizler
çaresiz hep laf üreteceğiz, kendi kendimize kahrolup duracağız,
çözümsüzlükler denizinde, olmayan çözüm sandalına tutunamadan bata
çıka yüzeceğiz.
Sahipsiz
canların üzerinden pek çok insan geçim kapısı bulmuş; taşeron
firmalar, barınaklarda çalışan personel, ilaç firmaları, köpek, kedi
mama firma sahipleri, kulaklara küpe yapan imalatçılar ve daha pek
çokları. Kazanmasınlar demiyorum, ama bunun bilincinde olup ekmek
kapılarının esas sahiplerinin de yaşam haklarına gereken özeni
göstermeleri gerekmez mi diyorum.
Ece Bilgin
08/04/2008
|