YA SONRA?.. 

Sokaklara emanet edilen canlar, gün gelir bir gece yarısı ortadan kaybolurlar. Buhar olur, adeta yoklara karışırlar.  

Bazen bir sarı tekir kedi bazen kurt kırması genç bir köpek. Oysa daha düne kadar ordadırlar. Canlı, sevecen, munis, güzel, uysal, sadık. Ama işte, hiç kimse bilemez. Neden olur, nasıl olur birdenbire nereye giderler, ne gelir başlarına? Hiç yaşamamışçasına, hiç havlamamış, hiç miyavlamamışçasına, hiç sevgiye aç gözlerle gözlerinizin içine bakmamışçasına yiter giderler. Onlara bağlanırsınız alabildiğine, alışırsınız. Asli görevinizmişçesine günde iki üç öğün karınlarını doyurursunuz. Camınızdan gidip gelip gözlersiniz habire. Kuyruğunu sallayıp sizden başkalarının peşinden gittiğini gördüğünüzde kıskandığınız bile olur. Öylesine sahiplenip benimsersiniz. Her iş dönüşü kapınızda görmek istersiniz. Çarşıya, pazara gittiğinizde köşebaşına kadar ürkek, munis sizi geçirmesini beklersiniz. Ayağında ufak bir aksaklık gördüğünüzde aklınız gider. Kimseler zarar vermesin diye çoğu kez nöbet tutarsınız pencerenizde. Uğruna konu komşunuzu karşınıza aldığınız olur. Hatta azarlarsınız haylaz delikanlıları, soğuk kış günlerinde kar toplarına hedef yaptılar diye. Sıcak yatağınıza uzandığınızda aklınızdadır hepsi ‘inşallah sığınacak kuytu bir köşe bulurlar’ diye. 

Onlar da alışırlar size. Sahip bilirler, dost bilirler. Koşup gelirler çok uzaklardan ayak seslerinizi tanıyıp. Ne kadar aç ta olsalar getirdiğiniz yemekten önce sevgi isterler. Bir baş okşaması, bir çift güzel sözdür bekledikleri. Okumasını bilirseniz gözlerinden, size çok şeyler anlatırlar. Bir çok insanda bulamadığınız sevgiyi, şefkati, sadakati ve daha ne çok erdemi bulursunuz o canlarda. Sizi hiç şaşırtmaz, hiç hayal kırıklığına uğratmazlar.  

Ya sonra?  

Onlar bütün sokağa emanet edilen diğer canlar gibi yitip giderler günün birinde. Umut edersiniz ki iyi ve emin ellerdedirler. Kendinizi avutmaya çalışırsınız mutlaka seven birileri almıştır diye. Akibetlerini düşünürsünüz gece gündüz. Türlü senaryolar kurarsınız aklınızdan. İçiniz içinizi yer durur günlerce. 

Sonra çok ta zaman geçmeden onları görmeye alıştığınız yerlere başkaları gelir. Öncekilere hiç benzemeyen, farklı renkte, cinste, huyda.  

Uzun süre direnirsiniz, görmezden gelirsiniz, başınızı çevirirsiniz, bakışlarınızı kaçırırsınız bakışlarından, alışmaktan, bağlanmaktan korkarsınız öncekiler gibi, diğer gönül verdikleriniz gibi. Gün gelip kayboluvereceklerinden korkarsınız.  

Ya sonra? 

Yine dayanamaz, bütün bir ömür birlikte olacakmışçasına bağlanır, sevginizi verir, hayatınızın vazgeçilmez parçalarından biri yapıverirsiniz.  

Başlar yeni sevdalar, yeni alışkanlıklar. Öncekileri temelli unutturmasalar da sizi avuturlar. Ne çare onları da diğerleri gibi emanet edersiniz sokaklara. Başka çözüm yoktur çünkü. Ve gün gelir onları da kaybedersiniz diğerleri gibi.  

Ömür boyu bu döngüleri yaşamaktan vazgeçmezsiniz. Yüreğiniz, duygularınız galip gelir aklınıza, mantığınıza. Sizi alıp götürür yeni sevgilere, tutkulara, bağlılıklara. Başka başka semtlerde, başka başka kentlerde, buruk ta olsalar bu sevdalar hep sizlerle.  

Ya sonra? Ya sonra? Sizden sonra? 

Bırakabilir misiniz o sevdalarınızı başkalarına? Kızınıza, oğlunuza, eşinize, arkadaşınıza?

Bırakabilir misiniz tüm insanlığa?

İşte siz o zaman hayvanı seven hayvanseversiniz.
 

Ece Bilgin

24/02/2006

Eskişehir