Sokaklara emanet edilen canlar, gün gelir bir gece yarısı ortadan
kaybolurlar. Buhar olur, adeta yoklara karışırlar.
Bazen
bir sarı tekir kedi bazen kurt kırması genç bir köpek. Oysa daha
düne kadar ordadırlar. Canlı, sevecen, munis, güzel, uysal, sadık.
Ama işte, hiç kimse bilemez. Neden olur, nasıl olur birdenbire
nereye giderler, ne gelir başlarına? Hiç yaşamamışçasına, hiç
havlamamış, hiç miyavlamamışçasına, hiç sevgiye aç gözlerle
gözlerinizin içine bakmamışçasına yiter giderler. Onlara
bağlanırsınız alabildiğine, alışırsınız. Asli görevinizmişçesine
günde iki üç öğün karınlarını doyurursunuz. Camınızdan gidip gelip
gözlersiniz habire. Kuyruğunu sallayıp sizden başkalarının peşinden
gittiğini gördüğünüzde kıskandığınız bile olur. Öylesine sahiplenip
benimsersiniz. Her iş dönüşü kapınızda görmek istersiniz. Çarşıya,
pazara gittiğinizde köşebaşına kadar ürkek, munis sizi geçirmesini
beklersiniz. Ayağında ufak bir aksaklık gördüğünüzde aklınız gider.
Kimseler zarar vermesin diye çoğu kez nöbet tutarsınız pencerenizde.
Uğruna konu komşunuzu karşınıza aldığınız olur. Hatta azarlarsınız
haylaz delikanlıları, soğuk kış günlerinde kar toplarına hedef
yaptılar diye. Sıcak yatağınıza uzandığınızda aklınızdadır hepsi
‘inşallah sığınacak kuytu bir köşe bulurlar’ diye.
Onlar
da alışırlar size. Sahip bilirler, dost bilirler. Koşup gelirler çok
uzaklardan ayak seslerinizi tanıyıp. Ne kadar aç ta olsalar
getirdiğiniz yemekten önce sevgi isterler. Bir baş okşaması, bir
çift güzel sözdür bekledikleri. Okumasını bilirseniz gözlerinden,
size çok şeyler anlatırlar. Bir çok insanda bulamadığınız sevgiyi,
şefkati, sadakati ve daha ne çok erdemi bulursunuz o canlarda. Sizi
hiç şaşırtmaz, hiç hayal kırıklığına uğratmazlar.
Ya
sonra?
Onlar
bütün sokağa emanet edilen diğer canlar gibi yitip giderler günün
birinde. Umut edersiniz ki iyi ve emin ellerdedirler. Kendinizi
avutmaya çalışırsınız mutlaka seven birileri almıştır diye.
Akibetlerini düşünürsünüz gece gündüz. Türlü senaryolar kurarsınız
aklınızdan. İçiniz içinizi yer durur günlerce.
Sonra
çok ta zaman geçmeden onları görmeye alıştığınız yerlere başkaları
gelir. Öncekilere hiç benzemeyen, farklı renkte, cinste, huyda.
Uzun
süre direnirsiniz, görmezden gelirsiniz, başınızı çevirirsiniz,
bakışlarınızı kaçırırsınız bakışlarından, alışmaktan, bağlanmaktan
korkarsınız öncekiler gibi, diğer gönül verdikleriniz gibi. Gün
gelip kayboluvereceklerinden korkarsınız.
Ya
sonra?
Yine
dayanamaz, bütün bir ömür birlikte olacakmışçasına bağlanır,
sevginizi verir, hayatınızın vazgeçilmez parçalarından biri
yapıverirsiniz.
Başlar
yeni sevdalar, yeni alışkanlıklar. Öncekileri temelli unutturmasalar
da sizi avuturlar. Ne çare onları da diğerleri gibi emanet edersiniz
sokaklara. Başka çözüm yoktur çünkü. Ve gün gelir onları da
kaybedersiniz diğerleri gibi.
Ömür
boyu bu döngüleri yaşamaktan vazgeçmezsiniz. Yüreğiniz, duygularınız
galip gelir aklınıza, mantığınıza. Sizi alıp götürür yeni sevgilere,
tutkulara, bağlılıklara. Başka başka semtlerde, başka başka
kentlerde, buruk ta olsalar bu sevdalar hep sizlerle.
Ya
sonra? Ya sonra? Sizden sonra?
Bırakabilir misiniz o sevdalarınızı başkalarına? Kızınıza, oğlunuza,
eşinize, arkadaşınıza?